Bir garip akan ırmak, 22 ∞ Black Moustache

gece yürümek

ne güzeldir gece yürümek,

biraz önce geldim eve.

kütüphaneden eve yürürken fark ettim ki okulum ne güzel, her yer mis kokulu çiçeklerle dolu.

yağmur yağmıştı, severim.

en sevdiğim radyo kanalını açtım ve yürümeye devam ettim.

sessizdi, birkaç insan vardı ama sokaklar çok sessizdi.

sonra kulaklığı çıkardım ve kendi adımlarımın sesini dinledim.

havayı içime çekip, iyi ki buradayım dedim.

Günaydın diyerek başlarsam,

Sebepsizce keyifsiz uyandığım bir pazar gününden selamlar. Bu keyifsizliğin sebebi sanırım hiçbir şeye yetişemiyor olmam. Telefonumda her hafta başı bu hafta yapılacaklar diye uzunca bir liste oluyor. Gün bitince üzeri çiziliyor onların. 24 saati, 48 saate çıkarabilirsek ve bir insana yetmesi gereken temel biyolojik enerjiyi yarısı kadar azaltabilirsek belki o zaman her şeyi halledebilirim. Mutlu değil miyim diye sorarsan, mutluyum ama garip bir şekilde de huzursuzluk var içimde. 

Her şey o kadar yoğun geçiyor ki yaz gelince bile İzmir’e gidemeyeceğim. Sanırım 4 yıldır falan yaz tatili yapamıyorum. Bu yıl öyle bir karar almıştım, hiçbir şey yapmayacağım, sadece ayaklarımı denize karşı uzatıp kitap okuyacağım demiştim kendi kendime. Sanırım bu artık gerçekleşmeyecek bir şey, bir ütopya benim adıma. 

Dediğim gibi hiç şikayetçi değilim ama dinlenmeye ihtiyacım var çok, keşke şu Ege’yi taşıyabilsek Eskişehir’e. O zaman tamam olacak. Hafta sonları ne güzel dinlenirdim.

Acaba diyorum 5 sene önce, Eskişehir’e gelmek gibi radikal ve çılgınca bir tercih yapmasaydım ve İzmir’i yazsaydım hayatımda neler değişirdi? Nasıl biri olurdum? Gerçi “Ege’de Endüstri olsaydıııı, kesin orda olurdum” diyordum ya, Ege’de Endüstri olsaydı bile ben buraya gelecekmişim besbelli. Kaderim burada ilerliyormuş gibi hissediyorum.

Seneye annemler gelir belki, Efe gelir. O zaman rahat ederim, çünkü bazen annemi o kadar çok özlüyorum ki. Böyle ona sarılmak her şeyi unuttururmuş gibi geliyor, vücudumdaki bütün laktik asidi çekip atar gibi. Eve geldiğimde annemin yüzünü görmeyi özledim, Ceren sever diye İzmir’den topladığı portakalları yemeyişini-tam ben bunları anlatırken hissedermiş gibi araması. Her şeyi çok özlüyorum be sevgili günlük. Onların bana karşı olan sonsuz sevgisini sarılarak hissetmeyi çok özlüyorum.

Hayat termodinamiktir,

Entropim gittikçe artıyor,

Bu da kararsız konuma geçmeme neden oluyor.

Entropinizi düşürecek reaksiyonların hayatınızı yönlendirmesini dileyerek, pazar günüme devam ediyorum.

"You do not talk about thermodynamics."

Bugün günlerden 20 Nisan, Pazar.

Selam. Su an hastanedeyim bu durum cok garip gelebilir ama ben hayatimda ilk defa bayildim az once. Burda dunya tatlisi bi hemsire, bana cok yardim etti. Diyecegim o ki aileden uzak kalmak cok zor. Böyle durumlarda annemi ne kadar çok ozledigimi hissediyorum tekrar tekrar. Sevdiklerinizi yaninizdan hic mi hic ayırmayayin. Sagliginiza dikkat edin. Iyi gunler dilerim efendim.

Bitmek bilmeyen deney raporlarım,
Her seferinde son geceye kalan deney raporlarım,
Canım deney raporlarım,
Güzel deney raporlarım.

Bitmek bilmeyen deney raporlarım,

Her seferinde son geceye kalan deney raporlarım,

Canım deney raporlarım,

Güzel deney raporlarım.

Başlangıç.

Her şeyin güzel olacağı bir başlangıç olsun istiyorum, fakat ne hevesim var ne de gücüm.

Keşke birazcık daha güçlü biri olsaydım.

Eylül

Sevgili kızım Eylül,

Böyle düşününce çok garip oluyor, 

Sevgili kızım Eylül, adına yazılan bir şarkıyı dinliyorum. 23 yaşındayım ve yıllardan 2014. Şarkıyı dinliyorum ve bir yandan hayatımı, kendimi düşünüyorum.

Sevgili kızım Eylül, eminim İzmir’de bir Eylül öğleden sonrası gibi pırıl pırılsındır. Saçların biraz dalgalıdır belki, Aytuğ’un saçları gibi. Gürdür belki, benim saçlarımın aksine. Uzatmışızdır senin saçlarını da.

Adını tekrarlıyorumdur, Eylül diyorumdur kimsenin söylemediği kadar içten.

Sevgili kızım Eylül, 23 yaşındayım ve çok yorgunum. Ama ne yapıyorsam, senin için yapıyorum. “Benim annem hem doktor, hem mühendis, hem bankacı, hem terzi” diyemeyeceksin belki ama “Benim annem iki diploma almış” diye söylediğinde ve bu sana hayatla ilgili bir şeyler kattığında dünyanın en mutlu insanı olurmuşum gibi geliyor.

Eylül, güzel Eylül… İzmir’de içime dolan güneş ve deniz kokusu kadar huzurlu kızım, sevgili kızım Eylül. 

Hayatın ne kadar yorucu olduğunu anlatıp seni üzmeyeceğim, bu hayatta güzel şeyler de oluyor. Daha çok gencim, seninle tanışmamıza ne kadar var daha?  Neler yapmış olacağım o güne kadar, kim olacağım? Aytuğ ve ben çok yaşlı olacak mıyız acaba? Belli ki iki malzeme mühendisinin kızı olmak garip olacak, Aytuğ’un yanaklarını sündürüp “yanaklarını elastik deformasyona uğrattım babaa” diyebileceksin mesela.

Sevgili kızım Eylül, Aytuğ benim yol arkadaşım, hayattaki en büyük destekçim. 29 Aralık 2011’den beri, her günümü ona anlatıyorum. Yaşadığım her saniyeyi onunla paylaşıp, her şeye onunla gülmek istiyorum. Az önce mesaj atmış “Seni seviyorum” diye, içim gidiyor. Özlüyorum da çok. Böyle derin bir of diyorum içimden bazen, Aytuğ olsa biraz daha kolay olurdu her şey diyorum. Ben öyle deyince de ben hep seninleyim diyor. Kalbi hep benimle de, ben ağladığımda hep sarılmak istiyorum. Ondan güç almak istiyorum, ama o da olacak. Çok çaba harcıyoruz ama olacak. Dua ediyoruz hep, Allah yüzümüzü güldürsün diye. Bizim en büyük desteğimiz de ona olan inancımız oluyor işte.

Yol uzun Eylül, yol adın kadar güzel. Çünkü birini sevmek çok güzel. Bir gün gelip seninle tanıştığımızda, seni hayatımıza kattığımızda umarım ikimiz de,Aytuğ ve ben, daha güçlü, hayattaki emellerine ulaşmış ve birbirini sevmeyi hiç bırakmamış iki insan oluruz.

Beyaz koltuğumuz ve büyük televizyonumuzla beraber.

Mevsimlerden ilkbahar, 

Duygulardan umudu yaşıyorum.

Eylül, sonsuzluğun başlangıcı olsun.

Saat olmuş sabah 05.40, karnım öyle aç öyle aç ki anlatamam. Bir de boğazım çok acıyor, çok mu konuşuyorum o yüzden mi geçmiyor bu ağrı? Son olarak uyumayı ne kadar çok sevip, ona bir o kadar kavuşamadığımı belirtiyor ve buradan şimdilik ayrılıyorum.

Cancanlaar,

Çift anadala başlama sebebim, yol haritamı çizen fabrikanın Ford Otosan’ın mülakatını geçmişim, yaza Ford’dayım. 

Allah devamını da getirsin.

:)

Bir de şöyle bi sey var… Sapka sorunsali… Sapka takmayi seviyorum, mevsim fark etmeden. Lakin bu tarz sapkalar taktigimda sokakta ciplak dolasiyormus gibi bakiyorlar ve bunu cok anlamsiz buluyorum. Basit bir sapka. Bugun bi kiz yanindakine aaa sapka takmis bile dedi. Sanki dünyanın en absürd hareketi, sanki sokakta amuda kalkip yurudum. Yapmayin böyle şeyler, sapka devrimi 1925 yilinda yapilmisti.

Bir de şöyle bi sey var…
Sapka sorunsali…
Sapka takmayi seviyorum, mevsim fark etmeden. Lakin bu tarz sapkalar taktigimda sokakta ciplak dolasiyormus gibi bakiyorlar ve bunu cok anlamsiz buluyorum. Basit bir sapka. Bugun bi kiz yanindakine aaa sapka takmis bile dedi. Sanki dünyanın en absürd hareketi, sanki sokakta amuda kalkip yurudum.
Yapmayin böyle şeyler, sapka devrimi 1925 yilinda yapilmisti.